Tırhandil Üzerine...

Birincil sekmeler

Son Değişiklik : 08.10.2018
Bu sayfaya katkıda bulunanlar : Hakan Tiryaki

Homeros'un koca karınlı gemilerine kadar götürülebilir tırhandillerin soyu. Formu Mısırlıların papirüs teknelerine de bağlanabilir kolaylıkla; baş-kıç oluşları itibarı ile. İlk bakışta ilkeldir görüntüsü; günümüz tekneleri kadar görkemli tasarımları ya da lüks detayları yoktur. Çünkü teknolojiden nasibini almamış günlerin denizcilerinin deneyimlerine göre şekillenmiştir. Konfor kavramı sırıtır. Sürat kavramı göz yaşları içinde kalır. Ama diğer taraftan dayak yedikçe ağlayan, burnunu çeken ama dayak yemekten vazgeçmeyen çingene çocukları gibi vazgeçmeden ilerler, sizi varmak istediğiniz yere götürür.
"Nasıl bir kavunun içinden çekirdeğini çıkarıp parmaklarınız arasında sıkarsanız kayıverir, işte tirhandilde deniz sıkıştırdı mı kaçıverir öyle." demiş usta Nami Uyav... Ele avuca gelmeyen bir formu vardır. Hem mucizesi, hem lanetidir formu.
Bin yıllarla ölçülen bir periyot boyunca zeytinyağından şaraba, aklınıza gelen ne varsa onlarla taşınmıştır Ege havzasında. Altın postun peşi sıra yola çıkan Argos'a kadar uzatmak mümkün olabilir kökenlerini. Gerçi o kürekliydi ama zaman değişiyor, şimdikiler de motorlu.
Ben henüz yenisiyim ama bir yandan da ilk gördüğüm Yunan tırhandilinden bu yana delisiyim. Neden? Bazı şeyler anlatılmaz yaşanır diyeceğim, çok açık bir ifade olacak, ama öyle   
Derli toplu bir dosya var mı forumda bilmiyorum tırhandiller hakkında. Eğer yoksa tüm sorularınıza daha net yanıtlar verecek bir dosya oluştururum seve seve.
Ama M.Ö. 7. yüzyılda Darius'un Boğazı aşmak için mühendisi Mandrokal'e yan yana dizdirdiği teknelerin hemen hemen bugünün tırhandillerine benzer olduklarını bilmek insana farklı bir haz veriyor. Tabi bir de teknolojinin olmadığı zamanlarda denizlerde gezen bir form en azından bana ekstra bir güven veriyor:)

Bugünün tırhandili motorlu ve artık çoğu randa armalı değil. Yakın bir zamana kadar ben de Yengeç'i randaya çevirmeyi düşünüyorum. Oysa şimdi vazgeçtim. Sebebi de aslında senin sorunun içinde saklı; tırhandil de her şey gibi evriliyor. Artık motoru var, arması değişti. Ama formu hemen hemen aynı. Bunun ne kazandırdığı konusunda net bir şey söyleyebilmek için etraflıca araştırmak lazım. Geçmişin tenteli tırhandillerinin aksine artık çoğu davlumbazlı. Bunlar deformasyon mu, yoksa evrim mi, kararını veremem ama kendi adıma evrim olarak yorumlayabilirim. Çünkü formu, temel özellikleri, davranışı hala aynı.
Homeros'un koca karınlı gemilerine kadar götürülebilir tırhandillerin soyu. Formu Mısırlıların papirüs teknelerine de bağlanabilir kolaylıkla; baş-kıç oluşları itibarı ile.
İlk bakışta ilkeldir görüntüsü; günümüz tekneleri kadar görkemli tasarımları ya da lüks detayları yoktur. Çünkü teknolojiden nasibini almamış günlerin denizcilerinin deneyimlerine göre şekillenmiştir. Konfor kavramı sırıtır. Sürat kavramı gözyaşları içinde kalır. Ama diğer taraftan dayak yedikçe ağlayan, burununu çeken ama dayak yemekten vazgeçmeyen çingene çocukları gibi vazgeçmeden ilerler, sizi varmak istediğiniz yere götürür.
"Nasıl bir kavunun içinden çekirdeğini çıkarıp parmaklarınız arasında sıkarsanız kayıverir, işte tirhandilde deniz sıkıştırdı mı kaçıverir öyle." demiş usta Nami Uyav... Ele avuca gelmeyen bir formu vardır. Hem mucizesi, hem lanetidir formu.
Bin yıllarla ölçülen bir periyot boyunca zeytinyağından şaraba, aklınıza gelen ne varsa onlarla taşınmıştır Ege havzasında. Altın postun peşi sıra yola çıkan Argos'a kadar uzatmak mümkün olabilir kökenlerini. Gerçi o kürekliydi ama zaman değişiyor, şimdikiler de motorlu.

Ben henüz yenisiyim ama bir yandan da ilk gördüğüm Yunan tırhandilinden bu yana delisiyim. Neden? Bazı şeyler anlatılmaz yaşanır diyeceğim, çok açık bir ifade olacak, ama öyle. Altı yıldır bir tırhandil sahibi olarak tez zamanda anladım ki, aklı kıt, gönlü geniş, tutkulu adam işi tırhandil.

Gösterişli değil görkemlidir, her daim mütevazıdır, güzel değil sempatiktir. Bir guletle yan yana geldiğinde önce gulete bakar insan evladı. Ama iradesi dışında, yavaş yavaş tırhandile kayar ilgisi. Çünkü gulet bahçenin bir köşesindeki bakımlı bir gül ise tırhandil uçsuz yeşilliklerin rastgele bir yerinde bitmiş pervasız bir papatya gibidir. En azından benim için. Sıradan gibi görünür ama insanın içine işler.

Üzerine fason üretim koyduğun ne varsa sırıtır. Çingene güzeli gibidir o, ya yalın hali ya da ona özel, karakterine uygun alsesuarları kabul eder. Mesela bir IKEA çerçevesiyle asacağın fotoğraf ben buraya ait değilim diye bağırır. Ama kendi elinle kıyıda köşede kalmış ahşaplardan yapacağın hiç de mükemmel olmayan bir çerçeveyi onun bir parçası olarak göreceğinin garantisini veririm.

Sayfalarca uzatabilirim ama toparlamak adına, tırhandil lanet olası romantizm kavramının vücut bulmuş hali gibidir. Kusurlarını seversin. Zaten kusursuzluk bir Helen uydurması değil midir? Çevremize bakınca her birimizi biz yapan aslında mükemmel denen kavrama mesafemizi belirleyen kusurlar değil de nedir? Yani bırak arkadaşım verniğe bakıp saçını tarama tırhandilinde, bordanda armuzların sırıtsın, yer yer ahşabın kararsın hatta çürüsün. Tırhandil böyle bir şey; emeğin somut, dokunulası bir kavrama dönüştüğü baş belası bir 'iş teknesi'.


Yeni yorum ekle